Bir yaz günü, güzel bir bayram sabahı. Hani bazı zamanlar vardır o kadar mutlu olursunuz ki, zamanı orada durdurmak istersiniz. O çok mutlu olduğunuz anı sürekli geri sarıp, tekrar tekrar yaşamak istersiniz. Mutluluğu ciğerlerinize çekip bir daha bırakmamak, kokusunu bir daha unutmamak istersiniz. Hiç bitmesin, hep böyle sürsün istersiniz ama çoğu zaman yarıda kalır mutluluklar. Pat diye kesilir orta yerinden, bir yumruk çöreklenir boğazınıza yutkunamazsınız ya hani.
İşte böyle kesildi benim de bayram sevincim; çok sevdiğim, saygı duyduğum Prof. Dr. Ahmet Tuncay Eyüce hocamın aramızdan ayrıldığını öğrenince. Bizlere mimarlığı sevdiren, hayatını mesleğine adamış, tanımaktan ve öğrencisi olmaktan gurur duyduğum hocamı hiç beklemediğimiz bir zamanda, çok erken kaybettik.
Üniversite hayatımın ilk günü tanıdım ben Ahmet Hocayı. Bize mimarlığı anlatırken sadece bir meslek seçmediğimizi, aynı zamanda bir yaşam biçimi seçtiğimizi ifade etmişti çünkü ona göre mimarlık sadece bir bina sanatı değildi, mimarlık içinde hayatın ve yaşamın deneyimleneceği; içerisinde sevinçlerimizi, hüzünlerimizi, mutluluklarımızı yaşayacağamız mekanların tasarımıydı. Bu yüzden de Ahmet Hoca öğrencilerinden hep daha fazla bilgi ve farkındalık beklerdi. Her şeyden önce yaşadığımız şehri ve geleneklerimizi tanımamızı isterdi. Üzerinde yaşadığımız şehri tanımadan iyi bir mimar olamayacağımızı bilirdi çünkü.
Biz öğrencilerini ufak sınavlara sokardı, kendi potansiyelimizi farkedebilmemiz için zorlardı bizi. Bir çok akademisyenin aksine o inanırdı öğrencilerine.Hem çok sever hem de çekinirdik Ahmet Hoca'dan. Ama çekinmemizin nedeni korkmamız değil; onun için yeterince iyi olamayıp, onu hayal kırıklığına uğratmak istemeyişimizdi. Ahmet Hoca'mızın gözüne girebilmek hepimiz için önemliydi.
Canlı bir kitap gibiydi Ahmet Hoca. Her konuşmasını büyük zevk alarak dinlediğimiz, her konuşmasından bir ders çıkardığımız, sözlerini unutmayalım diye defterlerimize not ettiğimiz bir adamdı.
Şimdi bakıyorum da üniversite hayatımın ilk gününden, şu zamana kadar hocamın söylediği, anlattığı her şey yer etmiş aklımda. Ahmet hocam asla unutmayacağım insanlar arasında yerini almış.
Dünya standartlarında bir mimarlık okulu bırakmak istiyordu bizlere. Ömründen uzun idealleri ve hayalleri olan bir meslek adamıydı. Umarım senin hayal ettiğin gibi mimarlar ve insanlar olup, seni hayal kırıklığına uğratmayız hocam...
Hani mimarlar uzun yaşardı hocam ?



0 yorum:
Yorum Gönder