Çocukken oynamaktan en çok keyif aldığım oyun "hayal kurmaca"ydı. Kuzenimle oturup hayaller kurardık. İlk ben sorardım ona büyüyünce nasıl bir hayatın olmasını istiyorsun, neler yapmak, nerede yaşamak istersin diye. O kocaman bir çiftlik evinde yaşamak istediğini söylerdi. Huzurlu ve sakin. Benimse tam tersi başka hayallerim vardı. Çiftlik evi de neydi, çok sıkıcı değil miydi ? Koca bir metropol hayatı dururken ve ben çok başarılı bir iş kadını olmak istiyorken, benim hayallerimin yanında bir çiftlik yaşamı küçücük kalıyordu.
Zaman geçtikçe ve ben büyükdükçe insanların hayallerini küçümsememem gerektiğini öğrendim.
Daha neler mi öğrendim ? Kan emici insanlar olduğunu öğrendim. Başkalarının mutsuzluğundan keyif alanların, enerji vampirlerinin olduğunu öğrendim mesela. Bir çok insanın, başkalarının başına gelen kötü olaylarla nasıl eğlenebildiğini gördüm. Bu benim başıma da gelebilirdi, onun yerinde bende olabilirdim diye düşünmeleri gerekirken, nasıl oh iyi olmuş diyebildiklerini farkettim.
Bugün senelerdir süren Ergenekon davasının sonuçları açıklandı. Haklı yada haksız oldukları yada adeletin ne kadar yerini bulduğu konusunda bir fikrim yok ama beni esas ilgilendiren olayın insani tarafı. Verilen cezalara sevinen, oh iyi olmuş onlarda hak etti diye düşünen çok sayıda insan var ne yazık ki. Kimin neyi hak edip, hak etmediğini bilemeyiz ama başkasının acısından bu kadar keyif alabiliyor olmamız gerçekten çok acı. O cezaları okuyup da ordakiler için Allah yardımcıları olsun diyemeyecek kadar nefret dolu olanların insanlığından şüphe ederim ben. Sonuçta o insanların da aileleri, sevenleri, onları bekleyen çocukları var.
Bazen çocukluğuma geri mi dönsem diye düşünmüyor değilim. Çünkü ben çocukken insanlar da daha güzeldi galiba. Çünkü ben çocukken ne "Ergenekon" vardı ne "Balyoz". Olsa da ben çocuktum işte.


0 yorum:
Yorum Gönder