Copyright © Düşlerimin Eskizi
Design by Dzignine
19 Şubat 2016

Tutu'dan Sevgilerle

Bugün benim bir tanecik kuzenim, miniğim Serra'm 5 yaşına girdi. İyi ki doğdun Serra'm. Sen öyle bir zamanda girdin ki hayatımıza, bize yaşadığımız acıları unutturdun. Büyükbabam gibi bakan koca gözlerinle tüm aileyi birbirine bağladın. 
Hani sen mektup yazmayı çok seviyorsun ya, bu da Tutu ablandan sana mektup. 
Canım Serram,
Çocukken bir hatıra defteri tutuyordum. Sevdiğim insanlara hatıra yazdırıyordum o deftere şimdi o defter ne zaman elime geçse ve okusam mutlu oluyorum. Mektubumu da, sen bir gün kocaman bir kız olup Tutu ablanın yaşına geldiğinde de okuyabilmen için, buraya yazıyorum. Okuduğunda bu hayatta seni gerçekten çok seven insanların olduğunu hatırlaman ve onları hiç unutmaman için. Çünkü bu hayatta tek gerçek şey sevgidir. 
Sen liseye gittiğinde hocaların sana bu dünyadaki fizik kurallarını anlatacaklar. İlk olarak enerjiyi ve evrende enerjinin hiç bir zaman yok olmadığını öğreneceksin. Bunu sakın unutma bir tanem, enerji asla yok olmaz sadece başka formlara dönüşür. Sevgi gibi, dua gibi mesela. Evet, işte bu yüzden her zaman sevginin ve duanın gücüne inan. Buna inanırsan sevdiklerimizin bizden ayrılma zamanı gelip gittiklerinde, yokluklarına ve özlemlerine dayanabilirsin. 
Çünkü onlar bizden ayrılıp gitselerde, sevgileri ve enerjileri her zaman bizimle beraber. Onları sevgiyle her anışımızda bu enerji daha da büyüyor bir tanem. Biliyorum , sen de hepimiz gibi anneanneni çok özledin Serram. Ama o kocaman yüreğinle annen üzülmesin diye ona destek olmaya çalışıyorsun. Şunu bilmeni istiyorum ki, bu hayatta seni çıkarsız beklentisiz seven çok az sayıda insan vardır. Bunların başında da babaanneler, anneanneler ve büyükbabalar gelir. Anne ve babalar bile çocuklarından bişeyler beklerken, onlar torunlarını oldukları gibi, değiştirmeye çalışmadan, karşılık beklemeden severler. İşte bu yüzden Zeynep Sultan'ı asla unutma Serra'm. O seni çok seviyordu ve emin ol o sevgi hala seninle beraber. Ona her dua edişinde, her hatırladığında kuvvetleniyor aranızdaki o sevgi ve o bunu gittiği yerden hissedip torunlarım beni anıyor diye mutlu oluyor. 
Sen mutlu bir çocuksun Serra'm, çünkü seni çok seven insanlarla beraber büyüyorsun. Senin deyiminle "bizim kocaman mutlu ailemiz". Sen büyüdüğünde de, o kocaman mutlu ailenin her zaman yanında olacağını bil ve onların desteğini her zaman arkanda hisset. 
Keşke hepimiz 5 yaşımızda kalabilseydik aşkım ama büyüyoruz ve büyüdükçe bizden çok farklı insanlarla karşılaşıyoruz. İlerde her zaman karşına iyi insanlar çıkmayabilir, bazen masallardaki gibi kötü kalpli insanlarla karşılacaksın. Ama şunu asla unutma, kimse kötü olarak doğmaz canım. Sadece bizim kadar şanslı olamadıkları için, sevgisizlikten kötüleşir insanlar. Sen yine de herkese sevgiyle yaklaş aşkım. Eminim ki büyüdüğün zaman çevresine enerjisiyle ışık saçan çok güzel zarif bir kız olacaksın. Tekrardan iyi ki doğdun. Şimdi anlamayacak olsan da, umarım büyüdüğünde bu mektubumu tekrar okur ve mutlu olursun. Seni çok seviyorum bir tanecik minik kuşum. 

Sevgilerle Tutu,

15 Şubat 2016

Öldüren Taze Fasülye

Tam da böyle içimin sıkıldığı bir anda karşıma çıktı bu yazı. Hani sebepsiz yere canınız sıkılır ve sebebini bir türlü anlamazsınız ya. O sıkıntı bir kere çöreklenince işte gitmek bilmiyor. 
25-30 yaş arası bunalımı diye bişey olmalı bence. Ergenlikten daha fena. Artık kocaman bir yetişkin olduğunuz ve insanların sizden yetişkin gibi davranmanızı beklediği yaşlar. Herkesin sizden bir beklentisinin olduğu, sizin ise sadece kendinizle kalmak istediğiniz yaşlar. Off yeter be deyip bavulunuzu toplayıp kaçmak istediğiniz yaşlar bunlar. 
Bir de kadınsanız durum daha vahimdir. Siz daha kendinizi çocuk hissederken, bazıları sizden evlilik çoluk çocuk bekler. Siz kaçıp gitmek isterken, onlar sizi bir kafeste görmeyi umut eder ve o kafeste mutlu olacağınıza inanırlar. 
O kafesi gerçekten sevdiği insanla paylaşıp mutlu olanlarımız vardır elbet.  Peki ya birgün insan sıkılırsa birbirinden ? Risk almaya değer mi ?
Umarım birgün herkesin karşına onun için risk almaya değecek birileri çıkar. Midenizde yeniden kelebekler uçuşturacak birileri işte. Yoksa öldüren taze fasulye. 
"Öldüren Taze Fasülye

Kendi başına ayakta duran kadınların akıllarında bir tahterevalli: Evlensem de bir limana sığınsam mı, yoksa hayat böyle yalnız bir macera olarak mı kalmalı? Böyle olunca da yaşamak bir salıncak! Peki iki uç arasında sallanarak mı geçecek hayat?

Böyle çok güzel aslında. İstediğin kadar çalış, istediğin yere git isten sonra. Kararlarını kendin ver, kimseye sorma tatil yapmaya karar kıldığında. Paraları kazan, istediğin gibi harca. İstediğin maceraya zıpla. İster dalgıçlık kursuna git diplere dal, ister paraşütle uçaktan atla. Deneyimler sonsuz, hayat boyu ciğerlerini doldura doldura yaşa! Anneler, babalar geldiğinde “uygunsuz” yaşamın izlerini ortadan kaldırdığında, nasıl diyorlar İtalyanca: Stanno tutti bene! “Herkesin keyfi yerinde” aslında!

Ama sonra faturalar geciktiğinde, is yerinde kazık yediğinde ve sana hayat “Otur aşa’a!” dediğinde, sen bi’ güzel poponun üzerine çakıldığında… Dün, önceki gün, önceki ay ve bir önceki sene tam da böyle olduğun zamanlar aklına gelip, birleşip bir kara buluta dönüştüğünde… Pusetlerdeki çocuklara bakıp iç geçirdiğinde, kendinde evlenmeden çocuk yapacak cesareti bazen bulup bazen kaybettikçe… Maceralar öyle kenarda dururken birden kendini o divandan ayaga kalkacak, bu televizyonun emniyetli ekranını bırakamayacak kadar korkak hissettiğinde…

Öldüren taze fasulye

Tam tersine bakalım bir de! O çok sevdiğin adamın, “Aslında biz bir ömür birlikte yasayabiliriz” dediğin adamın, tam da uyurken, o hiç bilmezken onu izlediğinde, garip bir biçimde yüzü sana çirkin gelmeye baslarsa eğer? Bir gün sıkılırsan eğer, gitmek istersen? Aniden canin Brezilya’ya gidip sahilde oturmak isterse, okyanusa karşı? Birdenbire hayatini, kendini ve tüm etrafını değiştirmek istersen? Ya da sadece tek başına evde oturmak istersen bir gün, “Tuhafsın bugün biraz” cümlesini duymaya katlanamayacak kadar yalnız olmak istersen?

Ya doğurduğun çocuktan sıkılırsan? Onu pencereden atmak istediğin zamanlar olur da bunu diyemezsen? Ya artik “evli ve çocuklu” olduğunda kendin gibi olmazsan? Sanki hayatin elinden alınmış gibi olursa, ütülü havluların arasına sıkıştırılmış birisi gibi durursan? Birden kendini akraba ziyaretlerinde bulursan, bacakların bitişik ve yüzün buruşuk olarak? Tam da sarhoş olmak istediğin bir günde aksama taze fasulye ayıklamak zorunda kalırsan? Taze fasulye! İyi bir zamanlamayla taze fasulye bile öldürücü bir silah olabilir aslında!

İlişki sahtekarlık mıdır?

İşte tam da böyle tahterevalli bir kadın, Kahve’de oturuyordu. Kötü bir alışkanlık biliyorum ama ben de onları dinliyordum. Kadın, yakin bir erkek dostuna bir şeyler anlatmış, belki biraz akil danışmış olacak ki erkek konuştu: “Sen maceralarından yorulunca dinlenecek bir liman istiyorsun. İlişki öyle bir şey değil canim!” Kadın iki eli yana açık, çaresiz karşı çıkıyordu: “Tam öyle değil aslında!”

Erkek biraz sinirlendi galiba: “Sekerim sen sahtekarlık yapıyorsun! Adamları da kandırıyorsun aslında. Çünkü yeterince dinlenince sıkılıyorsun, sonra da gitmek istiyorsun!”

Kadın iyi bir kadındı aslında. Öyle gibi geldi sesi bana. Ne kimseyi kandırmak ne de sıkılmak istiyordu. Sadece öyleydi iste. aklı başında bi kadındı. Kadınlar, maceralarının önüne çıkmayacak adamları bulana, onları bulmayı öğrenene kadar yaşlanıyorlar mı acaba?

Nasılsınız adamlar?

Erkekler de böyledir belki. Maceralara çıkmak istiyorlardır, çıkıp dönüp yorulunca bir kadında dinlenmek istiyorlardır belki de onlar da. Onların ayrıcalığı maceradan, fetihten, avdan döndüklerinde kadınları bekler bulmaları, bunu talep etme hakları galiba. Nihayetinde zaferleri kadınlar için kazanıyorlar ya?!

Erkekler gibi değiliz biz. Yalnızlıkla, sonsuz bir yalnızlıkla cezalandırılıyoruz maceralara çıkmaya kalkınca… Bu yüzden, durmadan yolculuklar eden, maceralara çıkan bir kadın ya da sehpasının üzerinde çocuklarının resmi duran ve son otuz yılda ne yaptığını düşünen bir kadın olacaksın elli yaşına vardığında.

Her ikisini birden yapmaksa… Denemesi bedava…”  

9 Aralık 2015

Kelebeğin Rüyası

Ben aslında herkes koyduğum yerde öylece kalsın istedim. Mümkün olmayacağını bile bile istedim. 
Mesela dedelerim hala hayatta olsaydı, babannem hasta olmasaydı, annem ve babam hiç yaşlanmasaydı, o arkadaşımla arama mesafeler girmeseydi, çok sevdiğim hala yanımda olsaydı. Kalbim hiç kırılmamış olsaydı. 
Kelebek misali yüreğim hala düşünmeden uçabilseydi. Şu üç günlük ömrüne bütün rüyalarını sığdırabilseydi. 
15 Ekim 2014

Biz ciddi düşünmüyoruz

Biz "ciddi" düşünmeyelim. Birbirimize yalanlar söyleyeceksek hiç düşünmeyelim. Ama ciddi ciddi gülebiliriz beraber. Kimse neye güldüğümüzü anlamasın mesela. Kimse dokunamasın bize. Sen kimseye bana baktığın gibi bakma. Ben kimseyi seni sevdiğim gibi sevmem zaten. Sen bana yemek yap, ben sana en sevdiğim kitabın kahramanlarını anlatırım. Bilirsin çok severim ben konuşmayı. Ama bilirim bir tek sen dinlersin beni hiç sıkılmadan. Sonra çay da demlerim ben sana. Çok seversin sen çayı. Beni de seversin. Kıyamazsın bana. Zaten ben kırılsam da sana hemen affederim seni. Kin tutamam ki sana. 
Yeter ki; sıkmayalım birbirimizi, yormayalım. Tüketmeyelim çabucak. Facebook'muş, Instagram'mış. Ortak hesaplarımız olmasın öyle. Paylaşmayalım kimseye bizi.

Ama sen sadece benimle paylaş dertlerini, sevinçlerini. Kimseyi görme, sadece beni sev olur mu?



2 Ekim 2014

Sen...

Sen birtanesin, çok özelsin.
Kimse sana benzeyemez, sen de kimseye benzememelisin.
Olduğun gibi güzelsin.
İlla çok güzel bir yüzün olmasına gerek yok ama gülüşün etrafa ışık saçsın.
Çok zayıf olacaksın diye bir kaide yok ama hangi kiloda mutluysan, kendin gibiysen o kiloda olmalısın.
Eğer istediğin hayatı yaşabiliyorsan ve yaşadığın hayattan memnunsan çok zengin olmana da gerek yok aslında.
Seni seven, her derdinde yanında olacağını bildiğin dostların varsa çok arkadaşın olmasa da olur.
Sevdiğin adam veya kadın yanındaysa eğer çok zengin yada çok yakışıklı biriyle beraber olmasan da olur.
Çok büyük paralar kazanmana gerek yok, sevdiğin işi yapman yeterli ama tüm hayatında işin olmasın.
Ve kimsenin kalbini kırıp da ahını alma çünkü herşeyi yoluna sokarsın belki hayatında ama kırdığın kalpleri kolay kolay tamir edemezsin. 
20 Eylül 2014

Peki sizin 20 bilinmeyeniniz ne ?

Instagrama bakarken çıktı karşıma. İnsanlar birbirine 20 bilinmeyenini soruyordu. Benimkiler aşağıda ama 25 oldular. Peki sizin 20 bilinmeyeniniz ne ?
1. Yükseleni yay olan bir yengeç kızıyım. Yani yengecin ağlaklığı ile yayın vurdumduymazlığını birleştir, işte karşınızda ben.
2. Yükseleni yay olan yengeç kızıyım dedim ya... Deli gibi aşık olabilir ama karşımdakine bağlanmaktan da ölesiye korkarım.
Fazla dipdibe olan ilişkileri sevmem. Öyle mıçmıç çiftleri görünce midemin bulandığı doğrudur.
3. Çok üzülsem de, karşımdakine belli etmem. Bir gece oturup hüngür hüngür ağlayıp, ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi gülüp eğlendiğim çok olmuşdur. Rol yaptığımdan değil, gerçekten unutturum yaşadığım üzüntüyü. 
4. Gülmeyi çok severim. O kadar çok severim ki bazen herkesin ağladığı ortamlarda bile benim dayanamayıp gülesim gelir, zor tutarım kendimi. 
5. Bazen de olmadık yerlerde aklıma takılır bir şey, gözlerim dolar. Ders ortasında durduk yere gözleri dolan bir tip düşünün, işte o benim.
6. Kimseye kin tutmam ama yapılanı da unutmam, unutmuş gibi yaparım. 
7. İnsanlarla kavga etmeyi tartışmayı sevmem. Eğer bardağı çok taşırırlarsa, kavga etmek yerine uzaklaşmayı tercih ederim. 
8. İnsanları dinlemeyi severim. Kim olursa olsun benimle dertlerini paylaşmaları, yakınlık kurmaları hoşuma gider.
9. Kendimi kimseyle yarıştırmam. Sonuçta herkesin başarısı, zenginliği ve güzelliği kendine.
10. Aşırı hırslı insan sevmem. Fazla hırslı insanların işlerinin asla yolunda gitmeyeceğine inanırım. Elbet bir gün kendi hırslarında boğulurlar.
11. Karmaya ve duanın gücüne inanırım.  
12. Kendime bakmayı, şımartmayı, kendimle ilgilenmeyi ve lüksü severim. Her kız gibi beğenilmek ve iltifat almak hoşuma gider.
13. Esmer olmayı seviyorum.
14. Spor ayakkabı giymeyi sevmiyorum. İnsanlar topukluyla yürüyemez, ben spor ayakkabıyla. Spor ayakkabı giydiğim günler ayağıma kramp girdiği doğrudur.
15. Kendi başıma vakit geçirmeyi severim. Çok yorgun olduğum zamanlar insanlardan kaçarım. 
16. Evdeyken evden çıkasım gelmez ama dışardayken de eve girmek istemem. 
17. Çocukken büyüyünce dansöz olmak isterdim. Mimar oldum. 
18. Hiçbir zaman 0 beden olamayacak bir kızım ama zaten erkekler de kızlar da çok zayıf olmamalı bence.
19. Şimdiye kadar hiç para biriktiremedim. Elime geçen parayı anında harcarım. Hiç birikim yapabilecek bir insan değilim. Ama hiç parasız da kalmadım. 
20. Hislerim çok kuvetlidir. Aklıma gelenin başıma geldiği çok oldu.
21. Bir Giresunlu olarak Karadenizlilere bayılırım. Karadeniz insanın birçok insandan daha samimi olduğunu düşünüyorum.
22. Biri yanımda surat asınca, suratına iki tane çakasım gelir. Asık suratlı insanlara sinir olurum.
23. Sıcakkanlı, konuşkan ve komik insanlardan hoşlanırım. 
24. Herşeyi biriktiririm. Anıları, eşyaları, insanları... Hiçbir şeyi atmaya kıyamam. İnsanlara veda etmeyi de sevmem.
25. Bence hayattaki en önemli kural bir gün herşeyin yoluna girip, istediğimiz gibi olabileceğine inanmak. Benim hayat motom " inanmak ".

10 Temmuz 2014

Kibritçi Kız

Bir şarkı vardı çok sevdiğim, bir de film, bir de Temmuz'u çok severdim ben çünkü hepsi bana "Birini" hatırlatırdı. Hepsini o "Biri" için sevdiğimi düşünürdüm bir zamanlar. Sanki o olmasa o filmi, o şarkıyı yada Temmuz'u sevmeyecekmişim gibi. O "biri" şuan buraya yazılmaya bile değmez aslında ama anlatmak istediğim hani o çok anlam yüklediğimiz "birileri" var ya, o "birileri" olmadan da, o film, o şarkı ve Temmuzlar anlamlı oluyormuş. O "birileri" olmadan da Kibritçi Kızı dinlemek güzelmiş mesela.

"Nereye kadar sadaka?
Nereye kadar bu dilencilik?
Ben kimim, neyim?
Nereye bu yolculuk?

Ne zaman pes eder bu kalp?
Belki o zaman biter bu aşk...
Ne kadar sürerse o son nefes,
O kadar can çekişir bu aşk...

Derin bir üzüntü bu, geçmeyecek gibi...
Yaraya tuz basmak, nefessiz kalmak, ağrıya yatmak gibi...
Derin bir üzüntü bu, ölüm çaresizliği gibi...
İmkânsızı umutsuzca, bilerek beklemek gibi...

Ben kibritçi kız... Sabaha kadar üşüyorum.
Son kibritimi de yakıp sevdana veda ediyorum.
Sen buz gibi donuk gözlerle yine bakıyorsun.
Her zamanki gibi kazanan sen oluyorsun."