Tutu'dan Sevgilerle
Öldüren Taze Fasülye
Kendi başına ayakta duran kadınların akıllarında bir tahterevalli: Evlensem de bir limana sığınsam mı, yoksa hayat böyle yalnız bir macera olarak mı kalmalı? Böyle olunca da yaşamak bir salıncak! Peki iki uç arasında sallanarak mı geçecek hayat?
Böyle çok güzel aslında. İstediğin kadar çalış, istediğin yere git isten sonra. Kararlarını kendin ver, kimseye sorma tatil yapmaya karar kıldığında. Paraları kazan, istediğin gibi harca. İstediğin maceraya zıpla. İster dalgıçlık kursuna git diplere dal, ister paraşütle uçaktan atla. Deneyimler sonsuz, hayat boyu ciğerlerini doldura doldura yaşa! Anneler, babalar geldiğinde “uygunsuz” yaşamın izlerini ortadan kaldırdığında, nasıl diyorlar İtalyanca: Stanno tutti bene! “Herkesin keyfi yerinde” aslında!
Ama sonra faturalar geciktiğinde, is yerinde kazık yediğinde ve sana hayat “Otur aşa’a!” dediğinde, sen bi’ güzel poponun üzerine çakıldığında… Dün, önceki gün, önceki ay ve bir önceki sene tam da böyle olduğun zamanlar aklına gelip, birleşip bir kara buluta dönüştüğünde… Pusetlerdeki çocuklara bakıp iç geçirdiğinde, kendinde evlenmeden çocuk yapacak cesareti bazen bulup bazen kaybettikçe… Maceralar öyle kenarda dururken birden kendini o divandan ayaga kalkacak, bu televizyonun emniyetli ekranını bırakamayacak kadar korkak hissettiğinde…
Öldüren taze fasulye
Tam tersine bakalım bir de! O çok sevdiğin adamın, “Aslında biz bir ömür birlikte yasayabiliriz” dediğin adamın, tam da uyurken, o hiç bilmezken onu izlediğinde, garip bir biçimde yüzü sana çirkin gelmeye baslarsa eğer? Bir gün sıkılırsan eğer, gitmek istersen? Aniden canin Brezilya’ya gidip sahilde oturmak isterse, okyanusa karşı? Birdenbire hayatini, kendini ve tüm etrafını değiştirmek istersen? Ya da sadece tek başına evde oturmak istersen bir gün, “Tuhafsın bugün biraz” cümlesini duymaya katlanamayacak kadar yalnız olmak istersen?
Ya doğurduğun çocuktan sıkılırsan? Onu pencereden atmak istediğin zamanlar olur da bunu diyemezsen? Ya artik “evli ve çocuklu” olduğunda kendin gibi olmazsan? Sanki hayatin elinden alınmış gibi olursa, ütülü havluların arasına sıkıştırılmış birisi gibi durursan? Birden kendini akraba ziyaretlerinde bulursan, bacakların bitişik ve yüzün buruşuk olarak? Tam da sarhoş olmak istediğin bir günde aksama taze fasulye ayıklamak zorunda kalırsan? Taze fasulye! İyi bir zamanlamayla taze fasulye bile öldürücü bir silah olabilir aslında!
İlişki sahtekarlık mıdır?
İşte tam da böyle tahterevalli bir kadın, Kahve’de oturuyordu. Kötü bir alışkanlık biliyorum ama ben de onları dinliyordum. Kadın, yakin bir erkek dostuna bir şeyler anlatmış, belki biraz akil danışmış olacak ki erkek konuştu: “Sen maceralarından yorulunca dinlenecek bir liman istiyorsun. İlişki öyle bir şey değil canim!” Kadın iki eli yana açık, çaresiz karşı çıkıyordu: “Tam öyle değil aslında!”
Erkek biraz sinirlendi galiba: “Sekerim sen sahtekarlık yapıyorsun! Adamları da kandırıyorsun aslında. Çünkü yeterince dinlenince sıkılıyorsun, sonra da gitmek istiyorsun!”
Kadın iyi bir kadındı aslında. Öyle gibi geldi sesi bana. Ne kimseyi kandırmak ne de sıkılmak istiyordu. Sadece öyleydi iste. aklı başında bi kadındı. Kadınlar, maceralarının önüne çıkmayacak adamları bulana, onları bulmayı öğrenene kadar yaşlanıyorlar mı acaba?
Nasılsınız adamlar?
Erkekler de böyledir belki. Maceralara çıkmak istiyorlardır, çıkıp dönüp yorulunca bir kadında dinlenmek istiyorlardır belki de onlar da. Onların ayrıcalığı maceradan, fetihten, avdan döndüklerinde kadınları bekler bulmaları, bunu talep etme hakları galiba. Nihayetinde zaferleri kadınlar için kazanıyorlar ya?!
Erkekler gibi değiliz biz. Yalnızlıkla, sonsuz bir yalnızlıkla cezalandırılıyoruz maceralara çıkmaya kalkınca… Bu yüzden, durmadan yolculuklar eden, maceralara çıkan bir kadın ya da sehpasının üzerinde çocuklarının resmi duran ve son otuz yılda ne yaptığını düşünen bir kadın olacaksın elli yaşına vardığında.
Her ikisini birden yapmaksa… Denemesi bedava…”


